MBB Çevre Platformu COP31 Gündemiyle Bir Araya Geldi
Küresel iklim yönetişimi ve yerel yönetimlerin rolünün ele alındığı toplantının ilk oturumunda İklim Değişikliği Politikaları Analisti ve Şehir Plancısı Dr. Nuran Talu küresel iklim yönetişimi ve COP süreçleri hakkında bilgilendirmede bulunurken UNDP Türkiye Yerel İklim Eylemi için AB Ortaklığı Projesi Proje Yöneticisi Ali Cem Deniz COP31 sırasında yerel yönetimlerin alabileceği rolleri ve uygulamaları paylaştı.
“İklim krizi çok boyutlu bir mesele”
Sunumunda iklim krizinin yalnızca çevresel değil; ekonomik, sosyal ve politik boyutları bulunan çok katmanlı bir süreç olduğunu vurgulayan Dr. Nuran Talu, iklim değişikliğinin yaklaşık 40 yılı aşkın süredir bilimsel olarak tartışıldığını ve bugün yaşanan etkilerin uzun yıllardır öngörüldüğünü ifade etti.
Küresel ısınmanın temel nedenlerinin fosil yakıt kullanımı ve küresel eşitsizlikler olduğunu belirten Talu, iklim krizinin aynı zamanda bir adalet meselesi olduğuna dikkat çekti. Kent selleri, kıyı taşkınları, sıcak hava dalgaları ve su krizlerinin artık geleceğe dair senaryolar değil, bugünün gerçekliği haline geldiğini söyledi.
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli raporlarının önemine değinen Talu, bilimsel verilerin iklim etkilerinin beklenenden daha hızlı gerçekleştiğini ortaya koyduğunu ifade etti. Özellikle 1,5 derece hedefinin aşılmasının etkileri daha da ağırlaştıracağını belirtti.
“Belediyeler iklim mücadelesinin merkezinde”
Yerel yönetimlerin iklim krizine karşı mücadelede kritik bir rol üstlendiğini söyleyen Talu, belediyelerin altyapı, su yönetimi, afet dayanıklılığı ve sosyal politikalar açısından temel aktörler olduğunu ifade etti. İklim risklerinin kent planlamasında dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Talu, hastaneler, okullar ve kritik altyapıların iklim risk analizleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Sunumunda COP süreçlerinin tarihsel gelişimine de değinen Dr. Nuran Talu, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması süreçlerinin küresel iklim rejiminin temelini oluşturduğunu aktarırken özellikle yerel yönetimlerin COP süreçlerinde daha görünür hale geldiğini ifade etti.
İklim politikalarının toplumsal boyutuna dikkat çeken Talu, yerel iklim eylem planlarının yalnızca teknik belgeler olmaması gerektiğini söyledi. Çocuklar, yaşlılar, engelliler, göçmenler ve kırılgan toplulukların planlama süreçlerine dahil edilmesinin önemini vurguladı.
Belediyelerin uluslararası ağlara katılımının önemine de değinen Talu, Sürdürülebilirlik için Yerel Yönetimler (ICLEI), Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Teşkilatı (UCLG) ve LGMA (Yerel Yönetimler ve Belediye Otoriteleri Paydaş Grubu-Local Governments and Municipal Authorities Constituency) gibi yapıların COP süreçlerinde yerel yönetimlere önemli temsil imkanları sunduğunu ifade etti.
COP31 süreci ve Türkiye’nin rolü değerlendirildi.
UNDP Proje Yöneticisi Ali Cem Deniz ise toplantının ikinci oturumunda COP31 süreci, Türkiye’nin uluslararası iklim diplomasisindeki konumu ve belediyelerin süreçte üstlenebileceği roller hakkında bilgi verdi.
Türkiye’nin son yıllarda iklim politikaları alanında önemli adımlar attığını belirten Deniz, güncellenmiş Ulusal Katkı Beyanı (NDC), uzun dönemli strateji çalışmaları ve şeffaflık raporlamalarıyla Türkiye’nin uluslararası süreçlerde daha görünür hale geldiğini ifade etti.
Türkiye’nin İki Yıllık Şeffaflık Raporu (BTR) süreçlerinde hızlı hareket eden ülkeler arasında yer aldığını belirten Deniz, bu raporların emisyon verileri, uyum çalışmaları ve iklim finansmanı süreçleri açısından önem taşıdığını söyledi.
COP31’in Akdeniz Havzası odaklı bir COP olmasının beklendiğini ifade eden Deniz, iklim dirençli kentler, temiz enerji dönüşümü ve iklim eylemi başlıklarının öncelikli gündemler arasında yer alacağını belirtti.
Belediyelerin COP31’e katılımına dair lojistik ve teknik bilgiler paylaşıldı.
COP organizasyon yapısına ilişkin teknik bilgiler de paylaşan Deniz, belediyelerin “gözlemci” statüsüyle COP alanlarına katılım sağlayabildiğini ve yan etkinlikler düzenleyebildiğini anlattı.
Mavi Bölge’nin (Blue Zone) resmi müzakere alanı, Yeşil Alan’ın (Green Zone) ise halka açık farkındalık alanı olduğunu belirten Deniz, belediyelerin pavilyon etkinlikleri ve yan etkinlik süreçlerinde daha aktif yer alabileceğini ifade etti.
Yerel yönetimlerin yürüttüğü uyum ve azaltım çalışmalarının ulusal raporlama süreçlerine de katkı sunduğunu belirten Deniz, belediyelerin aslında ulusal iklim politikalarının önemli uygulayıcıları arasında yer aldığını söyledi.
MBB Çevre Platformu COP31 Bilgilendirme Toplantısı, küresel iklim yönetişimi ile yerel uygulamalar arasındaki ilişkinin güçlendirilmesi ve belediyelerin COP süreçlerine daha aktif katılım sağlaması açısından önemli bir bilgi paylaşım zemini sundu.